Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır!
Install Theme

nacesya:

“Ah benim şaşkın oğlum! O gün kara bir diken yuttun ve o diken senin kalbini parçaladı. Kalbinin acısına sabredebildiğin kadar büyüdün. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, ama sağ kalacaksın. Sağ kalmaya devam edeceksin. Burada, bu dünyada olmaya devam edeceksin. Çünkü, babalarının ölülerini kaldırabilmek için çocuklarının sağ kalmaları gereklidir. 

Bazılarıysa, yapayalnız kalabilme cesaretine sahip doğarlar. Korkmazlar. Çünkü nadiren rastladığımız üzere, kaybedecek hiçbir şeyleri yoktur. Fakat size, kaybedecek hiçbir şeyi olmayacak bir adamdan daha kederlisi kimdir söyleyeyim mi? Kazanacak hiçbir şeyi olmayan bir adam. O adam, bitmek tükenmek bilmeyen bir matemin içindedir. Çünkü onun, yasını tutacak çocukları yoktur. Hayatta kalmak zorundadır. Hayatta kalmak için de büyük bir mucizeye ihtiyacı vardır. Bilen bilir; yas tutmak, büyük bir mucizedir.”

Aziz Bey.
Şubat, 2. Bölüm.

(via vecihininsesi)

Kar / Ahmet Muhip Dıranas
Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanllık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze inceden
Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar...

Kar / Ahmet Muhip Dıranas

Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanllık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze inceden

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan
Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram

Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır -tek, tenha- bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.

Ahmet Muhip Dıranas

vegidemiyorum:

başımı kaldırdığımda
bir deniz gibi geri çekiliyordu
bütün gök tozları
küllerden bir ev yapılıyordu sanki orada
tepede boş bir koltuk gördüm
önümden yeni dalga bir kız geçti
uzaktan pembe bir tül
çaresizlikle fırlatılmış bir alyansı aramak ıssız bir kumsalda
içine yerleşilebilecek bir duyguyu
boşa çıkmış sözü
tam her şey bu dünyaya uydurulduğu anda
anlaşılmaz bir kadın gibi başını öteye çevirirdi yaşam

birden çıkıp gideceğim işte. bir yüzün kristal bir işarete dönüştüğü saat olacak. kumla boğulan bir evi hatırlatacak size anılar. çiçeklerle, bambularla, mumlarla, geçmişe dönük aynalarla aydınlatılmış bir ev. sinsi bir hastalık sarmıştı o evi ya da bana öyle görünüyordu. düşüyordum, düşüyordum o evde. neyse ne birden çıkıp gideceğim işte. çünkü siz hepiniz aynısınız. öylesine bırakmış olacağım her şeyi ve çıkmadan önce inci rengi bir elbise de giysem, inciler kentinde ölmeye de gitsem, evin içinde kalan siluetlerimin üstünde tek bir deniz kabuğu bulunacak. yine de birdenbire çıkıp gideceğim işte bir yılın bir başka mevsimi. çünkü okyanusların önünde tadzio'nun gizemli işareti.

Sahibini Bekleyen Şeyler / Lale Müldür

The Fool (2014)

https://letterboxd.com/film/the-fool-2014/

Acı çeken ülkelerin sineması neden bu kadar güzel anlamıyorum. Acı güzelleştiriyor mu insanı? Yoksa acı çektiğim için mi anlıyorum hepsini? Belki de acıyı romantize eden, acı çektiren kadar suçludur. Mutlaka izleyin bu şaheseri.

….

Bu evde bu an yaşanan
kimin umurunda
ben yılları tırmıklamışım
ve kanıyor gökyüzü
yitirdiğim müzigi arıyorum
ikimizin gövdesinde

Aşk bir kurgudur
öyle diyecekler
herkes konuşabilir ve bu herkesin başında
oysa ne garip
tattığım zehirle yalnız ölüyorum
ve benzersiz bir çiçek soluyor yanıbaşımda

Bekliyorum
sanki herşey değişecek
Bağışla sevgilim bağışla
seni seçtim bu dünyada
rezalet pahasına

Ne uzak ne uzak bakıştı o
gözlerinin önünde duvarı
             kanlı savaşların
Ne çok doğru söyledin
tıpkı öteki kadınlar gibiydim
gözlerine çarptıkça ruhum
parçalandıkça
acıdıkça tenim

Uğultularını duyuyorum
o kaskatı sözlerin
yokolmak için bir böcek değilim
içim öyle sonsuz öyle derin

Ne garip
insanın arınması
kederin şiddetiyle
böylesine masum muyum, belki hayır
kimbilir nasıl da acıttım seni
ki beni böyle ezip geçtin.

Neşe Yaşin

image

Başka bir şehre değil
başka bir insana gitmek
belki böylece yaşanacak bu düş
ve böylece ölecek

Üzgün Kızların Gizli Tarihi

image

Hiç bir şeyi tam anlatamam
bir yanılsamadır anlatı
zamanın ağlaştığı ömür
zalim, vahşi gerçek ormanı

Söz öyle derin acıtıyor ki
yüzyıllardır kırdığı yerlerden
çürümüş günlükleri kokluyorum
bilinmez utançlar devşiriyorum
kendimi var ettiğim küllerden

Ben ki biraz o başkalarıyım
O başkaları biraz da ben
ayazda çıplak bir dal
yabanıl bir ses
uzun geceden

Eziyet çekerdi yüzü annemin
babam gücünü umarsızlığından alan çocuk
peki ben neydim ya da kardeşlerim
görmezler miydi ufacıktı bedenim
çıtır çıtır ezildim

Ateşten bir deftere kazıdım
arzumun fısıldadığı sözleri
bir garip zulümden azat olsun ruhum
sesim ulaşsın diye bir sevgiliye

Neden bilmez ki sözyapıcılar
ev içlerinde ne hayatlar kurşunlanır
yarattıkları kavramlar dilsiz
ezik kızların inleyişine

Kargacık burgacık yazılarda
bir hayal gizlenirdi kaçıp gitmek üstüne
sanki bir başka ülke varmış da
insandan öte

Ev içlerinde solan gülkızcık
yalnızlıktan korkardı yine de
sonra düşleri çağırırdı sabah
ışıklar konardı iç çekişine

O itiraf defterleri lanetlendi hep
sözleri altüst etmesin diye sokağı
Herkese bir yer verdi
sürünüp geçti hayat
yalnızlıkları tırmalayarak

Bana öğretilen içsiz kelimeler
titretmedi hiç ses tellerimi
Olmayan sözlerle yazıldı hep
üzgün kızların gizli tarihi.


Neşe Yaşin

ag-complexity:

Eski Fotoğraflar

unutulmuş bir akşamdı, solmuş
çiçekler arasında, gölgesi
duvara vuran yüzün bir eski

fotoğrafta.

unutulmuş bir akşamdı, siyah
sular yürürdü, güz yürürdü
gülümserdi bize hayat, ince

tüller ardında.

unutulmuş bir akşamdı, ruhum
acıyla bağırırdı, çığlık çığlığa
aşk fazladır bize, koşar hemen

gelir ayrılık.

unutulmuş bir akşamdı, düşler
anlam buldu uzaklaştıkça
bizden, güzel düşler bıraktıkça

yerini kedere.

unutulmuş bir akşamdı, anladım
bir kez daha ne yazık ki yine
olmayacak hayatımızda hiç o

parlak sözcükleri

mutluluğun.
Behçet Aysan 

vegidemiyorum:

Aatini Nay / Le Club Bachraf

bir uçurtmanın elinizden tutup götürmesi gibi. bu hali daha bi güzel;

http://www.youtube.com/watch?v=cyWGsYwWenw